İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zaman. Ama bugün Cumaymış, yarın Cumartesiymiş, çoğum gitmiş de azım kalmış, umrumda değil.
 -Nazım Hikmet

İçimde mis kokulu 
kızıl bir gül gibi duruyor zaman. 
Ama bugün Cumaymış, yarın Cumartesiymiş, 
çoğum gitmiş de azım kalmış, umrumda değil.

 -Nazım Hikmet

Günlük olağan şeyler.

Aslında her gün tecavüze uğruyoruz. 

İşte okulda ofiste trafikte her gün birileri sınırlarımızı aşıyor, haklarımızı ihlal ediyor. Ataerkil bir toplumda ise sınırlarına en çok girilenler kadınlar oluyor. İnsanlar yaşadıkları boktan hayatın hıncını çıkarmak için kurban ararken ellerinin altındaki en güçsüzden, kadından çocuktan alıyorlar hırslarını. 

Tecavüz egemenlik kurma dürtüsünden gelen bir iktidar savaşı. En çok da bastırılmış toplumlarda görülmesi bir tesadüf mü? Hakkını sadece şiddetle aramayı öğrenmiş insanların, iktidarlarını da şiddeti kullanarak ispatlamaya çalışması şaşılacak bir şey mi?

Tecavüz eden kişinin büyük sorunları olduğu açık, daha kötüsü normal saydığımız biz sıradan vatandaşın buna tepkisi. Tecavüz haberlerine üzülürken ne kadar samimiyiz? Herkes samimiyse, tecavüze uğrayanları ‘aranmakla’ suçlayanlar kim? Ya da tecavüze uğrayan kendi kızını utanç kaynağı olarak gören ve tecavüzcüsüyle evlendiren aileler?

Sebepleri sonuçları sosyologlara bırakarak sizinle bir yazı paylaşmak istiyorum. Monika Hauser bir jinekolog. Kurduğu vakıfla savaşlarda travma yaşamış kadınlara yardımcı olmaya çalışıyor. Der Spiegel’de hakkında yayınlanan bir yazıyı okudum ve çok hoşuma gitti. O makaleye şu linkten ulaşabilirsiniz. http://www.medicamondiale.org/fileadmin/content/06_Presse/Pressemitteilungen/Pressespiegel/2010_SPIEGEL-Cordula-Meyer-Conversation-Milk-and_english.pdf

Hauser hakkında bakınırken bu makalenin Türkçe’ye çevrildiğini* gördüm ve blogumda da paylaşmak isterim.

DER SPIEGEL 50/2009

Travma

SOHBET, SÜT VE BAL

Hakkında konuşamadığınız yaraları nasıl sararsınız? Köln’lü jinekolog Monika Hauser savaşta tecavüze uğrayan kadınlarla ilgileniyor. Çoğu o konuda konuşmaya cesaret edemiyor. Hauser buna rağmen ruhlarını tamir etmeye çalışıyor – travma terapileri ve traktörlerle.

Mercedes Transporter marka arabasıyla ölüm yolundan sapıp, Racaj köyünün bulunduğu dağlara doğru yol alıyor. “Katliamlar burada yapılmıştı” diyor kadın doktor ve camdan sisli tepelere doğru bakıyor. Sırplar bu yoldan gelip evleri yakıp, erkekleri vurup, kadınlara tecavüz etmişti. Monika bu yüzden burayı mesken edindi.

Aradan on yıl geçti. Racaj’da yanan evler çoktan kırmızı tuğlalarla yeniden inşa edildi. Katledilen erkekler mezarlıkta yatıyor. Kadınlar hala burada, ancak birçoğu onlarla beraber gömülmüş olmayı tercih ederdi. Köln’lü jinekolog Medica Mondiale adlı organizasyonla beraber bu kadınlar için savaş veriyor. Kadınlar için en kötü olan yerlerde çalışıyorlar; Kosova, Arnavutluk, Afganistan, Liberya ve Kongo’da.

Monika Hauser üzerinde mavi gri Medica logosu bulunan Transporter’i bir jinekoloji ambulansına dönüştürmüş. Kosova’nın batısında yer alan bu köylerde kadın doktorları çalışmıyor. Ayrıca tıbbi bir muayene kadınların evlerini terk etmesine bile neden olabiliyor. Ambulansın Racaj’ya gitmesine izin çıkması için Medica’nın epey bir mücadele vermesi gerekmiş – sadece avlunun içine park edebiliyorlar, kimsenin görmemesi gerekiyor.

50 yaşındaki Hauser Kosovalı toplumun kurbanı suçlu görme geleneğini anlatıyor: Tecavüze uğramış bir kadın tüm aile için utanç kaynağıdemektir, buralardaki anlayış böyle. Tecavüze uğrayan eşlerini terk eden erkeklerden bahsediyor, çünkü yüzyıllık “kanun” böyle diyor; örflere göre dul kalan kadınlar ya kayınbiraderleriyle evlenebiliyorlar ya da evlenmiyorlar. “Tecavüz konusunun üzerinde koskocaman bir sessizlik hüküm sürüyor, etrafı beton bir duvarla örülmüş” diyor Hauser.

Dışarıdaki köy yolundan arabasının önüne bağladığı zayıf atı kamçılayan genç bir çocuk geçiyor. İçerde ise Racaj’li kadınlar Alman doktorun etrafını sarıyor, ilk defa liseye devam edebilen kızından, aileyi besleyen inek sütünden ve acı hatıralarını yumuşatmaya yardım eden Valium’dan bahsetmek istiyorlar. Aynı zamanda ilk hasta içersinde ultrason aleti de bulunan ambulansta jinekolojik muayenesini olmak için sıraya giriyor.

Her şey Bosna’da tecavüze uğrayan kızlardan ve kadınlardan bahseden haber makalesiyle başlamış. O zamanlar 32 yaşında olan kadın doktorumuz bunları okuyunca yardım kuruluşlarında çalışmaya karar vermiş. Ancak ona deli gözüyle bakmışlar, BM çalışanlarına göre tecavüze uğrayan Müslüman kadınları zaten topluma geri kazandırmak mümkün değilmiş.

Buna rağmen Hauser yola koyulmuş, plansız ve parasız bir şekilde. Birkaç ay sonra tam da savaşın orta yerinde dünyanın ilk tecavüze uğrayan kadınlar terapi merkezini kurmaya başarmış. Geçen sene ona bu çalışmalarından ötürü alternatif Nobel ödülünü vermişler.

Vücutları iyileştirmeye çalışmış, ama daha çok da tecavüze uğrayan kadınların parçalanmış ruhlarını tekrar toparlamak için uğraş vermiş. Kurbanlara tıbbi yardım, psikolojik ile hukuksal destek ve mümkünse gelecek perspektifi verilmeye çalışılıyor. Dışlananların hayatta kalabilmelerini sağlayacak yardımlar bunlar.

Arılar, inekler ve traktörler: Kosova’daki reçete böyle. Medica uzmanları kadınlara arı kovanı yapmalarını ve balı pazarlamalarını öğretmiş. Güney Tirol’lu (Bavyera) kadınlar Kosovalı kadınlara süt inekleri bağışlamışlar, kadın başına birer tane. İlk dişi buzağı doğunca çiçeği burnunda çiftçi kadınlar bunu gruptaki diğer bir kadına vermek zorundalar. “Tüm bunları yapmak zorundaydık, çünkü bizim dışımızda bunu yapan yoktu”, diyor Monika Hauser (ya İslam dünyası?/ZN).

Organizasyonun bugün yurtdışındaki projelerde 100 adet çalışanı var. Köln’deki merkezde 40 kadın çalışıyor, 50 tanesi de gönüllü olarak. Almanya’da sürdürdükleri “Konuşma zamanı” adlı kampanyaları ses vermiş. Amacı ikinci dünya savaşı sırasında iki milyon kadının başına gelenleri hatırlatmak.

Şu anda Hauser bir haftalığına Gjakova’da, Kosova’daki bir küçük şehirde. Köylerdeki kadınları ziyaret edip, yardımcılarını eğitmek istiyor. Bundan ötürü yanında bir travma terapisti olan Ingeborg Joachim’i almış. Akşam beraber yemek yiyip, savaştaki tecavüzlerin dürtüden ziyade savaş taktiği olarak kullanılmasından bahsediyorlar. Savaşlar olalı beri kadınlar zafer kazananların ganimeti sayılıyor. Üniformalı tecavüzcüler insanları daha derinden ve uzun süreli yaralıyor. Homer de Yunanlıların Truvalı kadınları aralarında pay etmesinden bahseder.

Tecavüzlerin amacı aşağılamak, düşmanın kızlarını ve kadınlarını hamile bırakarak artık bir işe yaramadıklarını göstermektir. Bu şekildeki bir yıkımın etkisi savaştan çok sonra bile devam ediyor. Kadınlar utancı kendilerinde görüyorlar ve bir ömür boyu ıstırap duyuyorlar, hatta bu acıyı çocuklarına bile naklediyorlar.

20,000’den fazla kadın Bosna’da, binlercesi de Kosova’da Sırplı askerler tarafından tecavüz edildi. Hutu kasapları Ruanda’da iş başındayken, UNO özel temsilcisine göre tecavüz etmek kuraldı. WHO’nun yaptığı bir araştırmaya göre Batı Afrika’daki Liberya’da kadınları %75’i tecavüze uğramış – savaşın cephe değiştirip yeni isyancı çetelerin gelmeye başladığı her defasında yeniden.

Tabi ki Monika Hauser’in bu kötülüklere son vermesi mümkün değil. Ama dünyanın bu kadınların başına neler geldiğinden haberdar edilmesini istiyor. “Savaşlar devam ediyor ve biz hep aynı hüzünlü, kırılmış yüzlere bakıyoruz.”

Dünya da bakmaya başlıyor. Birkaç sene önce aktris Nicole Kidman, Hauser’in Kosova’daki projesini gidip gördü. Ağustos ayında Hillary Clinton Kongo’da tecavüze uğramış kadınların kampını ziyaret etti. UNO genel sekreteri de geldi. Ban Ki Moon’un Goma’daki bir hastane ziyareti sonrasında rengi solmuştu. “Kadınların derin yaraları var, rahim, idrar torbası ve rektum duvarları parçalanmış durumda, bu yüzden bünyeleri zayıf ve hastalıklara açık” diyordu.

Monika Hauser zamanında pasifisti, ancak gördüklerinden sonra artık bunun mümkün olamayacağını söylüyor. Çalışanlarıyla beraber şiddetin sonuçlarını yumuşatmaya çalışıyor. Kosova’da jinekolog Münire Zuna on yıl boyunca Medica ambulansıyla köyleri ziyaret etmiş. Tecavüze uğramış kadınların saklamaya çalıştıklarını görmüş. Kollarında kesik yaraları açmış ve derilerini yolmuş kadınlar görmüş. Bazıları fena halde yaralanmış olarak Münire Zuna’nın önüne geliyormuş. Jiletle vajinalarını parçalamışlardı ve susmaya devam ediyorlardı.

Kadın doktor kapıyı kilitlemenin iyi geldiğini görmüş ve başta tümüyle tıbbi konulardan konuşmanın da en doğrusu olduğunu. Hastalar kanamalar ve şiddetli sancılardan şikayetçiymiş. “Hepsi travma yaşıyorlardı” diyor Zuna. Bazıları neredeyse her hafta kanser şüphesiyle geliyormuş. “Sorunlarının savaşla bir ilgisi olabilir mi?” diye sorunca, ağlamaya başlamışlar.

Medica’nın Kosovalı danışmanları eskiden avukat, sosyal yardım çalışanları, öğretmenlermiş. Medica onları travma terapistleri olarak eğitmiş. O zamanlar Kosova’da psikolog bulunmuyormuş (Güneydoğu’da kaç tane var? ZN). Kadınlar haberdar edilmiş, kapıları çalınmış, usulca yardım teklif edilmiş. Bu yolla 2004’ün baharında Nur’a rastlamışlar.

Onları kocası içeriye almış. Kendisi o kadar titriyormuş ki, ayakta duracak hali yokmuş. Bugün ise güzel giyinmiş ve süslenmiş olarak karşımızda, çünkü Monika Hauser’e kendi yönettiği grubundan bahsetmek istiyor. Medica çalışanları onu bulduklarında neredeyse senelerdir evinden çıkamıyormuş. Herkesin başına neler geldiğini yüzüne bakınca anlayabileceğinden eminmiş. Geceleri uyuyamıyor, sabahları da kalkamıyormuş. Kafasında tek bir şey varmış, kendisini öldürmek.

Köyünün erkeklerini Sırplı milisler öldürmüşler, kadınları da yanlarında alıp bir eve götürmüşler. Her birini bir odaya koymuşlar. Bunları anlatırken Nur’un nefesi kesiliyor ve ağlamaya başlıyor. “Başladılar. Çoktular. Gençtiler. Yaşlıydılar. Üç gün sürdü.” Tüm vücudu ısırık ve çürük yaralarıyla bezenmiş. Çocuklarıyla beraber Arnavutluğa kaçmış. Oradaki kamp doktoru hamile olduğunu söyleyince Nur bayılmış. Kendine geldiğinde kadın doktor ilk olarak, kocasına anlatmayacağına söz vermiş. Bu çocuğu doğurmak Nur için imkansızmış.

Kocası savaştan dönünce Nur çok zayıf ve adeta taşlaşmış gibiymiş. Eşi onu teselli etmeye çalışmış:”Evi kafana takma. Önemli olan yaşıyor olmamız.” Susmuş, utanç ve korku içersinde. Kocası neden yatakta ölü gibi yattığını anlayamamış. Birkaç defa kız arkadaşlarına açılmaya çalışmış, askerlerin gelmesinin ne kadar korkunç olduğunu söylemiş. Arkadaşları ‘iyi ki de bizim başımıza gelmemiş’ deyince, Nur susmaya devam etmiş.

Sonunda Medica çalışanlarına güven duymuş, onlara her üniforma gördüğünde nasıl titrediğini anlatmış. Ne zaman ekranda savaş görüntüleri belirse, ısırık ve çimdiklerin acısını tekrar yaşadığını. “Anlattıkça, daha iyi hissettim.” Tekrar kapıdan dışarıya çıkmaya cesaret edebilmiş. Ama komşuları düşmanca karşılamış. “Başına neler geldiğini biliyoruz. Tekrar nasıl iyileştin?” diye sormuşlar. Sonunda kocasına dahi anlatabilmiş. O zaten çoktandır tahmin ediyormuş.

Nur tekrar çalışacak kuvveti bulmuş kendinde. Aile traktörünün yedek parça ve teçhizat eksikliklerini Medica tamamlamış. Başka köylü kadınlarla beraber saman topluyor, mısır, buğday ve sebze yetiştiriyorlar. Aradan geçen zaman içersinde ayda 250 Euro kazanmaya başlamış. Kocası ve üç çocuğunun geçimini bununla temin ediyor. Nur, Medica’nın himayesinde olan 9000 kadın içersinde yaşadıklarından bahseden çok az sayıdakilerden biri.

Monika Hauser başka bir evi daha ziyaret ediyor. Ziyaret ettikleri 64 yaşındaki kadın on sene önce kocasını, oğlunu, erkek kardeşini, kayınbiraderini ve bir yakınını daha kaybetmiş. Sigara tiryakisi. Askerlerin erkleri nasıl kadınlardan ayırdıklarını anlatıyor. Kızı araya girip, “Burasını geç!” diyor. Böylece anne kızını nasıl ölü gibi dere yatağında yatarken bulduğunu anlatıyor. Kızı aklını kaybetmemek için dua ettiğini söylüyor. Annesi “Neden işlenen suçu saklıyoruz? Biz bir yanlış yapmadık ki. Neden konuşmuyoruz?” diye soruyor. Kızı susuyor.

Monika Hauser’e anneannesi Elsa dünyanın kadın ve erkekler için farklı bir yer olduğunu öğretmiş. Evdeki 13 kardeşin yükünü daha fazla çekmemek için bilerek hamile kalmış. Ancak kocasında da şiddet görmüş ve Monika bu adamın çok sevdiği dedesi olduğunu sonraları anlamış. Şiddete karşı gelmeyi bir nevi aile meselesi olarak görmüş.

Genç bir jinekolog olarak Aids’li hamileleri tedavi etmiş. Diğer doktorlar bu “pis” işi üzerine almasından fazlasıyla memnuniyet duymuşlar. Altı yaşındaki bir kız çocuğu bacak arasındaki bir yırtıkla hastaneye kaldırınca bunun nedenini araştırmak isteyen tek doktorun kendisi olmasına şaşırmış. Babası anaokulunda masanın üstüne düştüğünü söylemiş. “Buna nasıl inanırsınız!” diye çıkışınca diğer doktorlar gözlerini devirmiş.

Erkekler hep suçlu, kadınlar da hep kurban olunca, onlardan nefret edilmez mi? Bu sorunun üzerine kadın doktor gülüp, “Evimde iki tane var” cevabını veriyor. Medica Mondiale’nin kocası olmadan var olamayacağını vurguluyor. Evdeki yükümlülüğünü o omuzluyormuş. “Eşit şartlarda bir evliliğimiz yok. Katıldığım veli görüşme sayısı bir elin parmağını geçmez” diye ekliyor. Oğlu Luca 13 yaşındaymış. Annesinin neler yaptığını biliyormuş, ama Kabil’e uçtuğu zamanlar işinden nefret ettiğini söylüyormuş.

Buna rağmen gidiyor, gittikçe daha da tehlikeli bir hal almasına rağmen. Kandahar’daki merkezlerini kapatmak zorunda kalmışlar. Geriye üç tane merkez kalmış, ancak oradaki yaşam şartları korkunç diyor. Çocuklar evlendiriliyor, ensest ilişkiler yaşanıyor ve namus cinayetleri işleniyor. Çoğu zaman tecavüze uğrayan kadınlar hapishaneye atılıyor. Ve Medica’nın avukatları onları özgürlüğe kavuşturmayı başarırlarsa eğer, geri dönebilmeleri için mollalarla, köyün en yaşlısıyla, aileleri ve komşularıyla tekrar ayrı ayrı pazarlık yapmak zorunda kalıyorlar.

Bir keresinde 15 yaşındaki bir genç kız Medica’ya sığınmış, tecavüzü gizlemiş, bebeği de doğurup boğmuş. Şimdi de ailesi onu öldürmek istiyormuş. Monika Hauser polise haber vermeyi önermiş. Ama Afganlı kadın doktor tereddüt etmiş: “Bu yola son başvurduğumda, hastama orada da tecavüz etmişlerdi.”

Kadın yardım kuruluşunun başka bir çalışanı Hauser’e kocasından her akşam dayak yediğini söylemiş. O gün işte kaç çalışanla yattığını soruyormuş. “İnanılır gibi değil” diyor Monika Hauser.

Başka bir inanılmazlıktan da daha yeni dönmüş durumda. Kosova’ya gitmeden önce Liberya Fishtown’daki Medica merkezini ziyaret etmiş. Ülkenin en geri kalmış köşesine ulaşmak için iki gün boyunca arabayla yağmur ormanlarının içinden geçmesi gerekmiş. Merkezi 2007’de açtığında umutlarla doluymuş. Kadınlar rengarenk giysiler içersindeymiş ve başlarına geçirdikleri beyaz kartonların üzerine ”Küçük kızlara tecavüz etmekten vazgeçin!” diye yazmışlar. Yeni kadın başkanın kendisi de hayatta kalmayı başarabilen bir cinsel şiddet kurbanıymış.

Ancak sorunlar baş edilebilecek gibi görünmüyor. Fishtown’da kara büyü inancı, çeteler ve rüşvet kök salmış durumda. Orada yaşayan insanları şiddet köreltmiş. Feci derecede fakirler. Medica çalışanları kızları tecavüze uğrayan aileleri suç duyurusunda bulunmaları konusunda uyarıyormuş. Ancak tecavüzcü aileye para ödeyince şikayetlerini geri çekiyorlarmış, üç veya dört dolar karşılığında.

Her şeye rağmen mahkum olan tecavüzcülerin cezalarını nasıl çektiklerini merak eden Monika Hauser, hapishanenin önündeki plastik sandalyelerde oturan dört erkekle karşılaşmış. İkisi mahkum, diğer ikisi de gardiyanmış. ”Zaten nereye kaçabilirler ki, etraf hep orman” diye savunmuş gardiyanlar kendilerini.

Hauser’e göre Liberya olabilecek en çetin meydan okuma yeri. Tüm çalışanlarına kendilerine çok dikkat etmelerini, sınır koymalarını ve böylece her gün karşılaştıkları sefalet içersinde boğulmamalarını tembih ediyor. Hauser’in başına bu gelmiş, 1995’de çökmüş ve üç aylık hasta raporu almış. Ondan beri jogging yapmaya ve saksafon çalmaya gayret ediyor, haftada bir veya iki kez buna zaman ayırabiliyor.

Kosova’da gecenin geç saatlerine kadar travma terapisti Ingeborg Joachim’le beraber çalışanları için seminerler düzenliyor: Öncellikle güven inşa edilmeli, hastalar daha dengeli bir hale getirilmeli, ondan sonra tecavüzle yüzleştirilmeli. Sonunda ise bu yaşananlar hayatlarının geride kalan bir bölümü haline getirilmeli.

Ingeborg Joachim Kosovalı çalışanlara travmayla baş etme yöntemlerini gösterdi. Örneğin hastasıyla hatırladığı bir yer ve saatte buluşup, oradaki bahçenin toprağını beraberce kürekliyorlar. Veya masaj yapmasını öğreniyorlar. Önceleri bu öneri alayla karşılanmış, ancak artık kendileri bile masajın acıları hafiflettiğini söylüyorlarmış.

Savaş dulları Kosova’da ayda 36 Euro emeklilik maaşı alıyor. Arıcılık yaparak, süt satarak veya süt toplama merkezlerinin başında durarak bunun on katını kazanma imkanları var. “Bazı kadınlar intihara eğilimliydi, ancak bugün çiftçilik fuarlarında ballarını pazarlarken görüyoruz onları” diyor Hauser.

Belki her şeyden çok işin kendisi bu kadınları hayata geri bağladı. Hauser gezisi sırasında Dobrosh köyündeki genç bir dulu da ziyaret ediyor. Ürettiği akasya, kır ve kestane balıyla ailenin on bir üyesine bakıyor. Balı saf olarak çay bardaklarında sunuyor. “Bu ona olanlardan kaçabilme fırsatı veriyor” diyor kayınvalidesi.

Kosova’da hala Gjakova’da gömülü olan Mehmet Efendi’nin kızları örnek alınıyor: Bir avluda altı adet gösterişsiz mezar bulunuyor, yanı başlarında içersinde birkaç mumun yandığı bir kutu duruyor. Üç yüzyıl önce Avusturya Osmanlı savaşı sırasında bu altı kız kardeş avluda çamaşır yıkarken, onlara tecavüz etmek isteyen Avusturyalı askerlere yakalanmışlar. Onlar da kaynar suları başlarından aşağı dökmüşler. Utanç yerine ölümü seçmişler.

Kaynak: Der Spiegel 50/2009, Traumata: Gespraeche, Milch und Honig

Çeviri: Zuhal Nakay/Y. Mimar

(*Orijinali şurada: http://www.sadevatandas.net/ceviri19022011.htm )



Tam olarak bu.
(İllüstrasyon: Katherine Blackwell)

Tam olarak bu.

(İllüstrasyon: Katherine Blackwell)

ÖSYM’yi boşverin, hayata bakın

Sınav sonuçları açıklanmış, herkes kazananlara tavsiyelerde bulunurken, ben de açıkta kalanlara tavsiyelerde bulunmak istiyorum naçizane.

Sınav sonuçlarını değerlendirirken aklınızda olması gereken şeylerle başlamak istiyorum.

1- Bu sınav salt bilgi ölçmüyor; test çözme yeteneği ve zamana karşı yarışırken soğukkanlı bir tavırla net düşünebilmeyi de gerektiriyor.

Eğer ilköğretim ve lisede başarılı bir öğrenciyseniz, sorun bilgi dağarcığınızda değil bu bahsettiğim konulardadır. Bir sonraki sene daha çok test çözerek, daha pratik yollar öğrenerek bu eksikliklerinizi gidermeniz zor olmayacaktır.

2- Ülkemizde çok sert bir yarışın içindesiniz.


Belki başka bir ülkede aynı sonuçlarla bir üniversiteye başlayabilirdiniz. Kendinizi fazla hırpalamayın.

3- Siz bunu gerçekten istiyor musunuz, yoksa aileniz ve çevrenizi hayal kırıklığına uğrattığınız için mi üzüldünüz? 


Eğer şu ana kadar eğitim hayatınız itekaka geçtiyse belki de bu gerçeği kabullenip kendinize başka yollar aramanın, yeteneklerinizi keşfetmenin zamanı gelmiştir. Sadece İstanbul’da bile 40’ın üzerinde üniversite varken, günümüzde zar zor alacağınız bir diplomanın inanın çok da bir değeri yok.

Başka işlerle meşgul olurken, hem belki ne istediğinizi keşfeder ve bu sefer sırf kendiniz için sınava girer ve şevkle okursunuz, üniversiteye liseden çıkar çıkmaz gidilecek diye bir kaide mi var? Emekli olduktan sonra üniversiteye girmiş, sırf o konuya ilgi duyduğu için okuyan bir öğrenci biliyorum, hiç bir şey için geç olduğunu düşünmeyin. 

4- İyi bir puanınız var ama gözünüz yükseklerde ve yine de açıkta mı kaldınız?


Ah işte bu benim! :) İlk senemde sadece 4-5 tercihte bulunmuş en iyi yerleri seçmiş, tıpa girilebilecek bir puanla açıkta kalmıştım. Pişman mıyım, hayır. Dört sene istemediğim bir yerde okumak yerine bir sene kaybedip ikinci senemde istediğim yere girmiştim. 

Sırf etraf kazanamadı demesin diye potansiyellerinin altında yerleri seçen arkadaşlarım oldu. Sonuçta ya istemediği yerlerde pofurdanarak okudular ya da ikinci sene tekrar girdiler, fakat ilk sene bir yere yerleştirildikleri için puanları kırıldı ve yarışa geriden başladılar. 

Tavsiyem: kulaklarınızı çevreden gelen her türlü yargılamaya kapatın ve olayın sıcaklığı biraz geçtikten sonra içinize dönün ve bundan sonra ne yapmak istediğinize ve yeteneklerinizi nasıl değerlendirebileceğinize sakin ve akılcı bir şekilde odaklanın.

5- Kazandınız ama kazandığınız bölüm çağın mesleği denilen bilmemne mühendisliklerinden biri değil mi? 

Unutmayın, günümüzde farkı yaratan diploma değil, kişisel becerilerdir. Hayatta en çok farkı belki de önemsemediğimiz meslekler yaratır derler. Bir elektronik mühendisi, bir itfaiyecinin bir hayat kurtardığındaki hazzı hiç bir zaman tadamayacaktır unutmayın.

Yani toplum normlarını bir kenara bırakarak karar verin.

Bu yazıyı Sir Ken Robinson’un bir konuşmasıyla bitirmek istiyorum. O, formal eğitimin içimizdeki doğal yetenekleri körelttiğini ve eğitimin kişiselleştirilmesini savunur. (Fareyi videoya getirdiğinizde çıkan yönetim çubuğundaki languages kısmından Türkçeyi seçip Türkçe altyazılı izleyemek için TED’in kendi sitesi: http://www.ted.com/talks/sir_ken_robinson_bring_on_the_revolution.html)

Bol şans, yolunuz açık olsun.

“The night walked down the sky, with the moon in her hand”

The night walked down the sky, with the moon in her hand

Shantel - Bucovina

Zaman

Bugün saatleri ileri aldık, aklımda deli sorular.

Zaman nedir? Bir boyut mu yoksa hafızamızın olayları sıralamak için yarattığı bir illüzyon mu?  Hareket ve kuvvet ile bağı ne? İşlerini kolaylaştırdığı için uzay ve zaman’ın aynı kapıya çıktığını düşünen fizikçilere inanmalı mı?

Zamanda yolculuk yapılabilir mi? Zaman içinde kestirme tüneller bulunabilir mi? Geçmişe yapılan bir zaman yolculuğunun geleceğe etkisi olur mu yoksa geçmiş değiştirelemez bir sabit mi? Geçmişe gidip dedemizi öldürürsek şimdi bizim var olmamızı nasıl açıklarız(Grandparent paradox muydu bu vardı evet sanki boyle bir şey).

Ya peki zaman ne zaman başladı? Evrenin her yerinde aynı mı akıyor? Karadelikler? Ya ışık hızı? 

Gün içinde belki yeni sorular eklerim, şimdi ben bi gidip hava alayım.

Can sıkıntısının gücü adına. Poff.

Can sıkıntısının gücü adına. Poff.

Bugün bölümde bahar hazırlığı bahçe düzenlemesi yaptık, yeni çiçekler yanında bazı çiçekleri matematik sembolleri şeklinde düzenledik. Sigma var, Pi var bir de sozsuzluk olaydı. Olsun bu da beni mutlu etmeye yetti. Fideler büyüyüp boşluklar dolunca daha da güzel olmalarını bekliyorum.

Yüküm ağır, şimdiden başlamalı.

Yüküm ağır, şimdiden başlamalı.